Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney, “Geniş kapsamlı çabalara rağmen İslami nizam, öncekinden daha güçlü ve daha gelişmiş bir şekilde, daha gür bir ses ve daha yüksek bir uçuşla Anka kuşu misali ayağa kalktı.'
Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney, “Geniş kapsamlı çabalara rağmen İslami nizam, öncekinden daha güçlü ve daha gelişmiş bir şekilde, daha gür bir ses ve daha yüksek bir uçuşla Anka kuşu misali ayağa kalktı. Bugün ise o Anka kuşu, düşmanın ve özellikle son iki dayatılmış savaşın baskıları sonucunda öylesine büyümüştür ki uçuşunun gölgesi düşman topraklarının üzerine dahi düşmüştür.” vurgusunda bulundu.
Qodsna'nın bildirdiğine göre, Veliyy-i Emr-i Müslimin-i Cihan, İslam Devrimi’nin Yüce Rehberi ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney, Birinci Dayatılmış Savaş’ın başlangıç günlerinin yıl dönümü ve İran halkının sekiz yıllık ve kalıcı savunma destanının yıldönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, egemen güçlerin devrimin ilk on yılında İran’a savaş dayatarak ülkeyi geri kalmışlık, “zillet ve aşağılanma”, bağımlılık ve kötü şöhret dönemine geri döndürme çabalarına dikkat çekerek şunları vurguladı:
“Geniş kapsamlı çabalara rağmen İslami nizam, öncekinden daha güçlü ve daha gelişmiş bir şekilde, daha gür bir ses ve daha yüksek bir uçuşla Anka kuşu misali ayağa kalktı. Bu özellik, düşman tarafından oluşturulan sonraki olaylarda da bu nizamın süreklilik gösteren niteliği hâline geldi. Bugün ise o Anka kuşu, düşmanın ve özellikle son iki dayatılmış savaşın baskıları sonucunda öylesine büyümüştür ki uçuşunun gölgesi düşman topraklarının üzerine dahi düşmüştür.”
İslam Devrimi Lideri ayrıca Arapların kahraman emiri ve Direniş Cephesi’nin büyük sembolü Seyyid Hasan Nasrallah’ın ikinci şehadet yıl dönümünü anarak, Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım ve Lübnan Hizbullahı savaşçılarının direniş ve Aşura ruhuyla yürüttükleri mücadeleye övgüde bulundu.
Hamaney, “Lübnan’ın bugünleri, direnişin tüm mücahitleri için öne çıkan ve onur verici günler; Siyonist düşman karşısında ise gözlerini egemen güçlerin ve kendi kötü niyetli çevrelerinin sahte vaatlerine dikenler için zillet getirici ve nihayetinde başlarını öne eğdirecek günlerdir.” ifadelerini kullandı.
İslam Devrimi Lideri’nin mesajının tam metni şöyle:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
“Şüphesiz Musa’yı ayetlerimizle gönderdik: ‘Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat.’”¹
Mehr ayının ilk günleri, Allah’ın günlerini ve İran halkının Birinci Dayatılmış Savaş’taki sekiz yıllık kahramanca ve kalıcı savunma destanını hatırlatmaktadır.
O günlerde devrim güneşinin sıcak ışıkları İran topraklarının tamamına yayılıyor, bunun etkisiyle ulusal dayanışma ve devrimci İslam’ın mektep ve anlayışına bağlılık duygusu hoş bir biçimde kendisini gösteriyordu. Bu etkinin sonucunda eski ve yeni sömürgeciliğin ve tahakkümün buzları erimeye başlamıştı.
O günlerde İran halkından bazıları, 20 küsur yıl öncesinde sömürgecilerin düşmanlıklarını, petrol endüstrisinin millileştirilmesiyle ilgili gelişmeleri ve Amerikan darbesini hatırlıyordu. Bazıları bunlara ilişkin haberleri duymuştu. Birçoğu ise yabancıların ülkemizin işlerine hâkim olmasının ülkeye neler yaşattığını bizzat ve çok iyi şekilde görmüştü.
Ancak bundan önceki günler karanlık ve kasvetli günlerdi. Emperyalist devletlerin büyükelçileri, ülkenin şahına yapması ve yapmaması gerekenleri bildiriyor, o da isteyerek veya isteksizce bunları uyguluyordu. Nihayet İmam Humeyni’nin (r.a.) liderliğindeki büyük İran halkı devrimi bu düzeni yerle bir etti.
Devrim sayesinde o karanlık günler, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasının aydınlık günlerine dönüştü. Bu durum, gözlerini bu toprakların zenginliklerine dikmiş ve yıllarca onları ele geçirmek için halkına her türlü kötülüğü reva görmüş egemen güçleri son derece rahatsız etti.
Bunun üzerine bütün çabalarını devrimci halkın coşkun nehrinin akışını eski yönüne çevirmeye harcadılar. Birinci Dayatılmış Savaş, İran İslam Cumhuriyeti’nin mübarek varlığının ilk on yılındaki en önemli girişimleri oldu.
Halk karşıtı Baas Partisi tarafından, birkaç gün içinde sonuçlanacağı ve fazla çaba harcamadan zafer elde edileceği vehmiyle başlatılan o savaşın ateşinden, İslami nizam öncekinden daha güçlü ve daha gelişmiş bir şekilde, Anka kuşu misali ayağa kalktı; öncekinden daha gür bir ses ve daha yüksek bir uçuşla. Bu özellik, düşman tarafından oluşturulan sonraki olaylarda da bu nizamın süreklilik gösteren niteliği hâline geldi.
Bir zamanlar düşmanın bu milletin üzerine kendi uşaklarını egemen kıldığı ve sömürgeciliğin yeni bir biçimini uyguladığı o günler, devrim ve dayatılmış savaş ortamında İslam ve cihat bayrağının yükseltilmesi sayesinde onur dolu günlere dönüştü. Savaşın sona ermesinden bu yana 38 yıl geçmiş olmasına rağmen, o günlerin olaylarının her birine ve hayatta kalanların samimi anlatılarına bakıldığında; her biri ibadet, cesaret, direniş, ahlak ve insanlık konusunda ders veren örnek şahsiyetler, ülkemizin tarihinin zirvesinde parlayan yıldızlar gibi ortaya çıkmaktadır.
Egemen sistemin uzantılarının saldırılarının başladığı ve ülkemizin birçok tehdide karşı kendisini savunmak için Tağut rejiminden miras kalan eli boş bir durumda bulunduğu o günler, hakkın ikame edilmesi ve ilahi yardım sayesinde bugün, saldırgan egemen güçlerin kendilerinin, onların uzantılarının değil, İslam savaşçılarının saldırıları karşısında sığınacak yer aradığı ve savaşın sona erdirilmesi için yalvardığı günlere ulaşmıştır.
Onların ülkemizi geri döndürmek istedikleri o günler; İran’ın İslam dünyasında geri kalmışlık, zillet ve aşağılanma, bağımlılık ve kötü şöhretle dolu olduğu günlerdi. İçinde bulunduğumuz bugünler ise ilerleme, izzet, bağımsızlık ve İslam dünyasında, hatta tüm dünyada en yüksek itibara sahip olma ile doludur.
Bugün bazıları bizi dünyanın dördüncü süper gücü olarak değerlendiriyor. Elbette onlar bunu dünyevi hesaplamalara dayanarak söylüyor. Ancak ilahi hesaplamalara göre, kendisini Ehl-i Beyt-i Tahire’ye -Allah’ın salât ve selamı onların üzerine olsun- ait gören, halkının büyük çoğunluğunun o yüce şahsiyetlere gönülden bağlı olduğu ve hakkın ikamesi için korkmayan bir ülke dünyanın birinci gücü olarak kabul edilir.
Bir zamanlar İran’ın güneyindeki iki deniz düşman güçlerinin cirit attığı alanlardı. Ancak bugün onlar, cesur savaşçılarımızdan ve Hürmüz Boğazı’nın muhafızlarından aldıkları acı darbeler nedeniyle Arap Denizi’nin ötesine geçemiyorlar. Ne zaman bu tehlikeyi göze alsalar kendilerine zarar verdiler. Yakında Arap Denizi de kendisini onlardan temizleyecektir.
Bir zamanlar egemen güçler, psikolojik operasyonlar ve korku atmosferi oluşturarak başkentin sokaklarını boşaltmış ve bu milletin bağımsızlık arayışına karşı bir darbe gerçekleştirmiş, ardından 25 yıl boyunca bu ülkenin zenginliklerini yağmalamıştı.
Ancak bugün, yedi aydır vatandaşlarımız ülkenin dört bir yanında meydanları ve sokakları sorumlu ve coşkulu katılımlarıyla süslemekte; böylece İslam savaşçılarının moralini yükseltmekte ve düşmanı korkuya sürüklemektedir.
Nitekim 30 milyondan fazla İranlı fedakârlığını ilan etti. Daha sonra, bir tür organizasyon kapsamında yeniden katılımlarının ilan edilmesi gerektiğinde, yalnızca ilk 100 dakika içerisinde talep edilen 500 binden fazla kişilik kapasiteyi doldurdular.
Şu anda, farklı etnik gruplardan İranlıların varlığıyla süslenen İslam İranı’nın tamamında, özellikle silahlı olmak üzere çeşitli alanlarda farklı hazırlık ve gönüllülük ilanları bulunmaktadır. Böylece kendilerine şöhret, düşmanlarına ise utanç kazandıracak bir savaş meydanı oluşturulması hedeflenmektedir.
Bir zamanlar bu toprakların insanlarının cesareti erkekleriyle tanınırdı. Ancak bugün öyle bir dönemdeyiz ki kadınlar, cesur katılımın bazı alanlarında erkeklerin önüne geçmektedir.
Bir zamanlar düşman, sistemin toplumsal dayanağını sürekli olarak zayıflatmaya çalışmıştı. Ancak bugün toplumun farklı kesimleri, aralarındaki belirgin farklılıklara rağmen, haklı tutumlarını ve özellikle hayır ve bereket kaynağı olan Hürmüz Boğazı’nın korunmasını sürdürme konusunda kararlılık göstermektedir.
Geçmiş günlerle bugün arasındaki bu karşılaştırma daha da genişletilebilir ve açıklanabilir. Ancak tek bir cümleyle, aziz İran halkının hizmetkârı olarak ilan ediyorum ki düşmanımızın geri dönmesini arzuladığı o eski günler geride kalmıştır ve bir daha asla tekrarlanmayacaktır.
Elbette acı ve üzüntüyle hatırlatmam gerekir ki ülkenin bugünkü izzetinin liderliklerine borçlu olduğu Büyük Humeyni’nin ve yüce makamlı şehit Hamaney’in -Allah makamlarını yüceltsin- bugün aramızdaki yokluğu derinden hissedilmektedir.
Ancak onların takipçileri için bıraktıkları değerli mirasın, parlak ve yol gösterici uygulama ve sözlerinin bereketiyle gelecek günler bugünkünden çok daha görkemli olacaktır. Çünkü Birinci Dayatılmış Savaş’ın ateşinden yükselen o Anka kuşu, bugün düşmanın ve özellikle son iki dayatılmış savaşın baskıları sonucunda öylesine büyümüştür ki uçuşunun gölgesi düşman topraklarının üzerine dahi düşmüştür.
Bu vesileyle, Arapların kahraman emiri ve Direniş Cephesi’nin büyük sembolü, değerli şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ın -Allah onun temiz ruhunu kutsasın- ikinci şehadet yıl dönümü dolayısıyla kendisini anmak son derece yerinde olacaktır.
Kendi halkı ve mektebi için samimi bir hayırseverdi. Samimi ve tatlı hitabeleri ile cesurca attığı adımlar, halkının ve hatta dünyanın özgür insanlarının yüreklerini güçlendiriyordu.
Küçük bir ülke olan ve yıllarca bazı güçlerin arka bahçesi hâline gelen Lübnan’ın adını yüceltti.
Zafer ve fetih, onun daimi yol arkadaşlarıydı. Şüphesiz Şam bölgesinin tüm tarihi boyunca, peygamberler ve onların vasilerinden sonra, o kadim coğrafyada onun kadar büyük bir şahsiyet ortaya çıkmamıştı.
Bugün onun şanlı bayrağı, Allah onu korusun, Şeyh Naim Kasım’ın ellerindedir. Şeyh Naim Kasım, Hizbullah’ın sağlam ve Aşura ruhuyla hareket eden saflarının önünde cesurca yer alarak onun yolunu sürdürmektedir.
Lübnan’ın bugünleri, tarih önünde ve hatta şimdiden, onun ve direnişin tüm mücahitleri için seçkin ve onur verici; Siyonist düşman karşısında gözlerini egemen güçlerin ve kendi kötü niyetli çevrelerinin sahte vaatlerine dikenler için ise zillet getirici ve nihayetinde başlarını öne eğdirecek günlerdir.
Son olarak, ilahi lütufların devamı ve Efendimiz İmam Mehdi’nin -Allah zuhurunu hızlandırsın ve ruhlarımız ona feda olsun- özel duasının bereketiyle İran halkının ve tüm direniş dostlarının yalnızca zafer, fetih ve izzetle; düşmanlarının ise yalnızca yenilgi ve zilletle karşılaşmasını ümit ediyorum. Allah’ın lütfu ve keremiyle.
Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney
6 Mehr 1405
www.kudusgunu.com