Arabi 21 sitesi, İsrail karşıtı hiçbir Arap-İslam ittifakının kurulmamasını eleştirerek Mekke Anlaşması'nın fiilen anlamsız olduğunu bildirdi.
Tesnim'in haberine göre, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan üçlü anlaşma niteliğindeki "Mekke Anlaşması"na ilişkin analizler sürerken, Katarlı Arabi 21 internet sitesi "Mekke İttifakı: Duygu ile Akıl Arasında" başlıklı bir makale yayımladı.
Makalede, geçtiğimiz cuma günü Mekke'de Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında ilan edilen ortak savunma ittifakının, son 80 yılda bölgede kurulan bu türden ilk ittifak olmadığı ve bölgesel gelişmelerin birikmesi ve bunların benzeri görülmemiş ölçüde genişlemesi dikkate alındığında kesinlikle son ittifak da olmayacağı belirtildi.
Sonuçsuz kalan Arap ve İslam ittifaklarının geçmişi
Bu durumun bir yandan daha fazla ittifakın kurulmasını, diğer yandan da mevcut ittifakların dağılmasını hızlandırması muhtemel. Zira farklı düzey ve cephelerdeki iyi niyet sınamaları gelişmelerin seyrini belirliyor.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından 1945 yılında Arap Birliği'nin kurulmasından bu yana bölge, çoğu belki de aceleyle oluşturulmuş çok sayıda ittifaka tanıklık etti. Bunların en önemlilerinden biri, Irak, Türkiye, İran, Pakistan ve İngiltere'yi kapsayan 1955 tarihli Bağdat Paktı'ydı.
O dönemde başka ittifaklar da kuruldu. Bunlar arasında 1958'de Mısır ve Suriye'yi kapsayan Birleşik Arap Cumhuriyeti; 1971'de Mısır, Suriye ve Libya'nın oluşturduğu üç cumhuriyet federasyonu; 1981'de Körfez İşbirliği Konseyi (Suudi Arabistan, Umman, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn); 1989'da Arap İşbirliği Konseyi (Mısır, Irak, Ürdün ve Yemen); 1989'da Arap Mağrip Birliği (Cezayir, Fas, Tunus, Libya ve Moritanya); 2015'te Suudi Arabistan öncülüğünde Yemen'e karşı kurulan Arap ittifakı ve geçen hafta kurulan Mekke İttifakı yer alıyor.
Mekke Anlaşması'nın belirsiz niteliği
Bu ittifaklar arasında Mekke İttifakı, yukarıda bahsedilen ittifakların tamamı içinde belki de en tartışmalı olanı. Bunun nedeni belki bu tür girişimlere yönelik güvenin kaybolması, belki ittifakın her bir üyesi hakkında ayrı ayrı çok sayıda soru bulunması, belki de mevcut zamanlama ve hedeflerine ilişkin şüphe uyandıran çok sayıdaki faktör.
Bu ittifak, Körfez bölgesinin ve hatta genel olarak Arap dünyasının dışından iki ülkeyi içeriyor. Bu durum, haberin duyurulmasının hemen ardından ittifakı çevreleyen çok sayıda analize rağmen hâlâ çözüme kavuşmamış bir tartışmayı beraberinde getiriyor.
Pakistan'ın, katı askeri yönetimi altında, dış politikasının her alanında Amerikan istihbarat aygıtının direktiflerine tabi olduğu sır değil. Bunun çeşitli nedenleri bulunuyor. Bunların başında, tartışmalı Keşmir bölgesi konusunda komşusu Hindistan'la yürüttüğü kanlı çatışmada ABD'nin desteğine duyduğu ihtiyaç ve diğer meseleler geliyor.
Bu durum, Pakistan'ın herhangi bir askeri ittifak konusunda karar alma özgürlüğünü ciddi biçimde tartışmalı hale getiriyor. Ayrıca hâlihazırda Pakistan ile Suudi Arabistan arasında 1967, 1982 ve 2005 yıllarındaki anlaşmalarla oluşturulmuş çeşitli ortak savunma ittifakları bulunuyor.
Ancak Riyad, İslamabad'ın söz konusu anlaşmaların Suudi Arabistan'ın savunulmasını öngördüğünü, başkalarına yönelik saldırıyı kapsamadığını savunmasının ardından, 2015 yılında Yemen savaşı sırasında bu anlaşmaların hiçbirini devreye sokamadı. Bu durum fiilen ittifakı feshederken, Suudi Arabistan'ın Pakistan'ın içişlerindeki önemli nüfuzu nedeniyle dönemin Pakistan Başbakanı Navaz Şerif'in iktidardan düşmesine yol açtı.
Aynı şekilde NATO'nun Batı ittifakının üyesi olan Türkiye'nin de son yıllarda özellikle Asya ve Afrika'da ticari, ekonomik, kültürel ve askeri açıdan genişleyen çıkarları dikkate alındığında, Yemen veya başka herhangi bir tarafla tek taraflı olarak savaş riskini üstlenemeyeceği sır değil.
Dolayısıyla Türkiye, herhangi bir fiili askeri maceranın aptalca bir hamle olacağını ve tüm bu çıkarları tehlikeye atacağını biliyor. Özellikle Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimlerin başta Suriye, Lübnan, Gazze ve Akdeniz olmak üzere çeşitli cephelerde tırmandığı bir dönemde.
Bu arada Karadeniz'de, Rusya-Ukrayna cephesindeki durum giderek kötüleşiyor ve Türkiye, özellikle ticari gemilerinin ve hayati çıkarlarının kasıtlı olarak hedef alınmasının ardından, istemediği halde bu çatışmanın içine çekilmiş durumda.
Mekke İttifakı neden sonuç vermiyor?
Bu temelde, kime karşı ve kiminle olduğu açıklanmayan Mekke İttifakı'nın, her an ortaya çıkabilecek olağanüstü koşullar arasında sıkışıp kaldığı söylenebilir. İsrail'in Türkiye'ye yönelik olası bir saldırısıyla, Hindistan'ın Pakistan'a yönelik tekrarlanan saldırılarıyla veya İran'ın Suudi Arabistan'daki ABD askeri üslerine vereceği karşılıkla nasıl başa çıkacağı belirsiz.
Ayrıca özellikle Yemen cephesi üzerinden Suudi Arabistan'ın ekonomik ve askeri kaynaklarının tüketilmesinin son derece maliyetli olduğu da gizli değil. Özellikle petrol altyapısının ve askeri kapasitesinin, yaklaşık 10 yıllık ekonomik ve ticari ablukanın ardından kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bir düşmanın tehdidi altında bulunduğu dikkate alındığında. Bu durum, Suudi Arabistan'ın komşularından herhangi biriyle doğrudan ve uzun süreli bir çatışmaya girmesini son derece tehlikeli ve düşüncesiz bir adım haline getiriyor.
Bu belirsizlik, gözlemcilerin kafasını karıştırıyor ve onları derinden şaşırtıyor. Aynı zamanda, diğer bölgesel güçlerin, özellikle Mısır, Katar ve Cezayir'in, ittifakın diğer ülkelerin katılımına açık olduğunu açıklamasına rağmen neden dışarıda bırakıldığını ortaya koyuyor.
Garip bir şekilde, özellikle Arap ve İslami milliyetçi hareketler içerisinde, bu ittifaka ve benzeri ittifaklara duygusal olarak büyük umut bağlayan ve bunları yalnızca bölgesel bir siyasi, ekonomik, askeri ve diğer güç oluşturulmasının başlangıç noktası olarak gören kesimler bulunuyor.
Araplar ve Müslümanlar İsrail'e karşı ittifak kurmalı
Ancak biraz mantıklı düşünüldüğünde, bu ittifakların hiçbirinin doğrudan veya dolaylı olarak Siyonist oluşuma bir hedef olarak ya da en azından bir düşman olarak işaret etmediği tamamen açık hale geliyor.
Aslında bunlar, İsrail'in bölgedeki hedeflerini açıkça ilan ettiği ve Arap halklarına karşı savaş suçları işlemekte ısrar ettiği bir dönemde bunu yapamayacaklarını gösterdiler.
Bu durum bizi, açıkça görüldüğü üzere, öncelikle Arap vatandaşlarını hem içeride hem de dışarıda hedef alan ve yenilgiyi kaçınılmaz bir kader haline getiren güvenilmez ittifaklarla karşı karşıya bırakıyor.
www.kudusgunu.com