Galibaf, karşı tarafın çok sayıda askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlüğe sahip olmasına rağmen ortaya çıkan sonuçların, ABD ve Siyonist rejim tarafından belirlenen hedeflerin gerçekleşmediğini gösterdiğini vurguladı.
İslami Şura Meclisi Başkanı, son savaşın geniş kapsamlı boyutlarına dikkat çekerek, bu gelişmeyi İslam Devrimi’nden sonra İran İslam Cumhuriyeti’nin yaşadığı en önemli müzakere ve çatışma süreçlerinden biri olarak değerlendirdi.
Qodsna'nın haberine göre, Muhammed Bakır Galibaf özel bir televizyon programında yaptığı açıklamada, İslam Devrimi’nden sonra müzakere ve siyasi mücadele alanında birkaç önemli dönemin yaşandığını belirterek, “Nükleer müzakereler ve KOEP (Nükleer Anlaşma) yıllarca ülkenin siyasi gündeminde yer aldı. Ancak son savaşlar ve özellikle son bir yılda yaşanan üçüncü savaşla bağlantılı müzakereler ve gelişmeler, çeşitli yönleriyle farklı boyutlara sahiptir.” dedi.
Galibaf, “Bu olay kapsamı ve etkileri bakımından büyük bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. İran İslam Cumhuriyeti bölgede yer aldığı için çatışma sahası bölgesel olarak görülebilir, ancak bunun etkileri ve sonuçları tamamen küresel niteliktedir ve bugün de bu etkileri görmekteyiz.” ifadelerini kullandı.
İslami Şura Meclisi Başkanı, bu mücadelenin jeopolitik boyutlarına değinerek şunları söyledi:
“Konuyu siyasi coğrafya açısından değerlendirdiğimizde, uluslararası etkileri olan bir savaşla karşı karşıyayız. Dünyanın bir numaralı askeri gücü ve bir numaralı ekonomik gücü, nükleer kapasiteye ve önemli askeri imkânlara sahip Siyonist rejimle birlikte İran İslam Cumhuriyeti’nin karşısında yer aldı.”
Galibaf şöyle devam etti:
“Bu mücadele yalnızca askeri bir karşılaşma değildi; ekonomik, siyasi ve teknolojik boyutlarda da sürüyordu. Aslında iki yaklaşım ve iki cephe karşı karşıya geldi; bir tarafta müstekbir yaklaşım, diğer tarafta ise tevhidi yaklaşım ve hak cephesi yer aldı.”
Galibaf, “Bu savaşın boyutlarının incelenmesinin son derece dikkat çekici ve öğretici olduğu kanaatindeyim. Daha önce de söylediğim gibi, bu mücadelede Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist rejime karşı zafer kazandık. Çünkü onlar belirli hedeflerle sahaya girdiler ancak ilan ettikleri hedeflerin hiçbirine ulaşamadılar.” dedi.
İslami Şura Meclisi Başkanı, karşı tarafın çok sayıda askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlüğe sahip olmasına rağmen ortaya çıkan sonuçların, ABD ve Siyonist rejim tarafından belirlenen hedeflerin gerçekleşmediğini gösterdiğini vurguladı.
Galibaf, son savaşı Kutsal Savunma dönemiyle kıyaslayarak şu değerlendirmede bulundu:
“Bu savaş, İran halkının rolünün farklı boyutlarını çok iyi ortaya koydu. Kutsal Savunma döneminde halk savaşta yer alıyordu ancak daha çok destekleyici bir rol üstleniyordu; maddi yardımlar sağlıyor ve savaş ortamı daha çok cephe ve cephe gerisi bölgeleriyle sınırlı kalıyordu. Bu nedenle ülkenin geniş kesimleri savaş koşullarından doğrudan etkilenmiyordu.”
“Bugün ise farklı şartlarla karşı karşıyayız. Sahaya baktığımızda dört temel alan görüyoruz. Birincisi askeri alandır; burada silahlı kuvvetler tedbir, cesaret ve fedakârlıkla görev yapmaktadır. İkinci alan ise halkın alanıdır; olayların ilk saatlerinden itibaren sahaya çıkan ve varlığını ortaya koyan halktır.”
Galibaf sözlerini şöyle sürdürdü:
“İran halkı bir kez daha kritik dönemeçlerde sahada bulunduğunu gösterdi. Devrim Lideri’nin bazı komutanların şehadetinden önce vurguladığı gibi İran milleti görevlendirilmiş bir millettir. Biz de halkın sahadaki varlığını ve rolünü fiilen gördük; bu varlık bugün de devam etmektedir.”
İslami Şura Meclisi Başkanı ayrıca şunları söyledi:
"Zaferlerin hukuki ve siyasi alanda da tescil edilmesi gerekir. Bu nedenle müzakereler, sahadaki başarıların kalıcı kazanımlara dönüştürülmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Müzakereler sırasında da bazı belge ve mutabakat maddelerinin ülkenin çıkarlarını daha fazla sağlayacak şekilde düzeltilmesi için çaba gösterildi.”
Galibaf son olarak şu ifadeleri kullandı:
“Müzakere ancak güç konumundan yürütüldüğünde anlam kazanır. Karşı taraf, İran İslam Cumhuriyeti’nin haklarını savunma konusunda kararlı olduğunu ve gerekli karşılık verme kapasitesine sahip bulunduğunu bildiğinde, müzakere de ulusal çıkarların sağlanmasında etkili bir araca dönüşecektir.”
www.kudusgunu.com