ALİ TAHİR TEPESİ NEDEN ÖNEMLİ?

img
ALİ TAHİR TEPESİ NEDEN ÖNEMLİ?

Ali Tahir Tepesi'nin ele geçirilmesi veya tamamen düşmesi, Güney Lübnan’daki askeri denklemin sona erdiği anlamına gelmiyor.

Tesnim Haber Ajansının Savaş Yorum Grubu, İran ve ABD savaşıyla ilgili analiz ve değerlendirmelerini sürdürürken, Lübnan Hizbullahı’nın Ali Tahir Tepesi’ndeki önemli üssündeki gelişmeleri ele aldı.

Tesnim Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kiyan Abdullahî:

Şu ana kadar, Ali el-Tahir bölgesindeki operasyonların sona erdiği henüz söylenemez. Dün gece de çatışmaların yaşandığı bildirilirken, bölgede bulunan bazı kişiler bir İsrail tankının Hizbullah tarafından hedef alındığını aktardı. Öte yandan, İsrail ordusu tarafından şimdiye kadar yayımlananlar yalnızca söz konusu “ikinci tali tünel”e ilişkin sınırlı bir videodan ibaret. İsraillilerin kendileri de operasyonların tamamen sona erdiği veya bölge üzerinde nihai kontrol sağlandığı yönünde henüz net bir iddiada bulunmadı.

İkinci nokta, Hizbullah’ın savaşının niteliğiyle ilgilidir. Hizbullah’ın temel savaş yöntemi klasik ve düzenli savaş değil, asimetrik ve gerilla savaşı modeline dayanıyor. Böyle bir modelde, bir mevzinin, yüksekliğin veya üssün belli bir aşamada kaybedilebileceği ihtimali baştan kabul edilir. Bu nedenle gerilla savaşı mantığıyla hareket eden bir güç, böyle bir senaryoya önceden hazırlık yapar; yani bir noktada ekipman, silah veya özel imkânlar bulunuyorsa, söz konusu noktanın olası düşüşünün ardından bunların taşınması, tahliye edilmesi, yer değiştirilmesi veya operasyonların sürdürülmesi için başlangıçtan itibaren planlama yapılmış olması gerekir.

Dolayısıyla Ali el-Tahir’in de nihayetinde düşmesi halinde, Hizbullah’ın böyle bir durum için önceden alternatif bir senaryo ve mekanizma tasarlamış olması mantıklıdır.

Üçüncü nokta, Ali el-Tahir’in ele geçirilmesi veya tamamen düşmesinin Güney Lübnan’daki askeri denklemin sona erdiği anlamına gelmemesidir. Bazı analizler, bu tepenin kaybedilmesi halinde coğrafi açıdan İsrail’in önünün tamamen açılacağını ve ilerleyişinin önünde artık ciddi bir engel kalmayacağını ima ediyor. Ancak Lübnan içinden ortaya konulan değerlendirmeler bu görüşü doğrulamıyor. Bu bölgenin ele geçirilmesi halinde dahi çatışmalar sonraki nokta ve hatlarda devam edecek ve İsrail’in karşısında başka coğrafi ve operasyonel engeller bulunacaktır.

Aynı husus Hizbullah’ın silah kapasitesi için de geçerlidir. Ali el-Tahir’in ele geçirilmesi veya imha edilmesiyle Hizbullah’ın tüm silah stoklarının ortadan kalkacağı düşüncesi abartılıdır. Hizbullah’ın silahlarının bir bölümünün bu bölgede konuşlandırılmış olması halinde dahi, saldırıların uzun sürmesi göz önünde bulundurulduğunda bunların önemli bir bölümünün başka yerlere taşınmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Bunun yanı sıra, Hizbullah’ın silah üretim, depolama ve tedarik ağı tek bir nokta veya tek bir yeraltı kompleksiyle sınırlı değildir. Silah üretimi ve depolanması Lübnan’ın farklı noktalarında devam etmekte, Hizbullah’ın silah tedarik yolları da tamamen durdurulmuş değil. Dolayısıyla önemli bir üssün düşmesi elbette zarar verici olabilir ancak bu, Hizbullah’ın askeri kapasitesinin çökmesi anlamına gelmez.

Dördüncü nokta ise farklı analiz çevreleri arasında bu konuda bir tür görüş birliği bulunduğu anlaşılan, Ali el-Tahir meselesinin Netanyahu açısından propaganda ve siyasi değeridir. Bölgenin askeri öneminin ne ölçüde olduğu konusunda farklı görüşlere sahip olanlar dahi genel olarak Netanyahu’nun Ali el-Tahir’deki herhangi bir ilerleme veya başarıyı siyasi ve seçimlerde kullanılabilecek bir kazanıma dönüştürmeye çalışacağını kabul ediyor.

Ali el-Tahir’in askeri denklemlerdeki gerçek değerinin çok yüksek veya daha sınırlı değerlendirilmesi önemli değil; her durumda, Netanyahu’nun İsrail iç siyasetindeki kırılgan konumu dikkate alındığında böyle bir gelişmenin yüksek propaganda amaçlı kullanım potansiyeli bulunuyor. Operasyon görüntülerinin hızla yayımlanması da İsrail ordusu ve hükümetinin bu dosyanın medya boyutuna başından itibaren önem verdiğini gösteriyor. Netanyahu’nun da bu tür kazanımlara ihtiyacı var.

Ancak daha önemli nokta, “askeri başarı” ile “stratejik kazanım” arasındaki ayrımın yapılmasıdır. Bu ayrım bazen sahadaki başarısızlıkları gerekçelendirme ve üzerini örtme çabası olarak görülebilir ancak gerçekte savaş analizindeki temel kavramlardan biridir. İsrail Ali el-Tahir’i ele geçirirse kuşkusuz askeri bir başarı elde etmiş olacaktır. Tartışma bu başarının inkâr edilmesiyle ilgili değil; mesele, İsrail’in bu başarıyı stratejik hedefinin gerçekleştirilmesine dönüştürüp dönüştüremeyeceğidir.

Stratejik kazanım, sahadaki bir başarının savaşın temel sorununu çözebilmesiyle ortaya çıkar. İsrail’in kendi bakış açısına göre Lübnan cephesindeki en önemli meselesi, işgal altındaki toprakların kuzeyinin güvenliğini sağlamak ve Hizbullah’ın bu bölgeye yönelik tehdidini ortadan kaldırmaktır. Dolayısıyla temel soru, İsrail’in kaç tepeyi veya kaç tüneli ele geçirdiği değil, bu ele geçirmelerin nihayetinde İsrail’in kuzeyine yönelik tehdidi ortadan kaldırıp kaldırmayacağıdır.

www.kudusgunu.com 



Makaleler

Döviz Kurları

Güncel

Hava Durumu

Link kopyalandı!