Gazze Şeridi’nden gazeteci Hamza İmad, çok sayıda gazeteci meslektaşının hedef alınmasının kendilerini derinden etkilediğini, özellikle savaş koşullarında bunun ağır bir travma yarattığını belirtiyor.
3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne denk geliyor. Dünya bu günü gazetecilerin korunması ve ifade özgürlüğü gibi sloganlarla anarken, Filistinli gazeteci tamamen farklı bir gerçeklik yaşıyor. Bu gerçeklikte kamera bir hedefe, mikrofon bir suçlamaya, hakikat ise işgal tarafından bombardıman, öldürme ve doğrudan hedef alma ile cezalandırılan bir “suç”a dönüşmüş durumda. İsrail işgali, modern tarihte basına karşı işlenen en ağır suçlardan birini sürdürmeye devam ediyor. Gazze’de yürütülen soykırım savaşı sırasında gazeteciler doğrudan hedef haline getirildi ve 7 Ekim 2023’te başlayan saldırılardan bu yana 262 gazeteci hayatını kaybetti.
Derin bir yara
Gazze Şeridi’nden gazeteci Hamza İmad, çok sayıda gazeteci meslektaşının hedef alınmasının kendilerini derinden etkilediğini, özellikle savaş koşullarında bunun ağır bir travma yarattığını belirtiyor. Bu gazetecilerin yanlarında olduğunu, aynı acıyı, kaybı, açlığı ve ailelerinden uzak kalmayı birlikte yaşadıklarını ifade eden İmad, tüm bunların iyileşmesi zor derin bir yara bıraktığını söylüyor.
Şahab Ajansı’na konuşan İmad, Filistinli gazetecinin mevcut koşullarda birçok zorlukla karşı karşıya olduğunu, özellikle de “soykırımın fiilen durmadığını, sadece adıyla durduğunu” belirterek işgalin medya merkezlerini ve ekipmanları yok ettiğini, telefon ve cihazların girişini engellediğini ifade ediyor.
İmad, savaşın gazetecilik faaliyetlerini olumsuz etkilemekten ziyade onları görevlerini sürdürmeye teşvik ettiğini, çünkü işgalin suçlarının dünyaya duyurulmasının ve Filistin halkının yaşadığı mağduriyetin her yerde özgür insanlara ulaştırılmasının bir görev olduğunu vurguluyor. Uluslararası tutuma ilişkin ise Filistinli gazetecinin artık basın özgürlüğü sloganları atan uluslararası kurumlara güvenmediğini, Gazze’de gazetecilere yönelik günlük katliamlar karşısındaki sessizlikleri nedeniyle bu kurumlara bel bağlamadığını dile getiriyor.
İmad, “Uluslararası topluma hiçbir gözle bakmıyoruz; çünkü çifte standart uyguluyor ve Filistinli gazeteciye adalet sağlamıyor. Biz bir mesajın sahipleriyiz ve bu mesaj her yolla ulaştırılmalı” ifadelerini kullanıyor.
Bir direniş biçimi
Foto muhabiri Visam Şebat ise Gazze’de gazeteci meslektaşlarının hedef alınmasının yalnızca bir haber değil, tekrar eden kişisel kayıplar anlamına geldiğini belirtiyor. Şehitler arasında, kamerayı insanların acısını dünyaya aktarmanın bir emaneti olarak gören Al Jazeera canlı yayın muhabiri kardeşi Hüsam Şebat’ın da bulunduğunu ifade ediyor.
Şebat, bu kaybın gazetecilerin karşılaştığı zorlukları daha da artırdığını, gazetecilerin bombardıman altında, korumasız ve son derece sınırlı imkânlarla çalıştığını, ayrıca olayların kurbanlarının tanıdıkları ya da aile fertleri olabileceği ihtimalinin yarattığı ağır psikolojik baskı altında görev yaptıklarını söylüyor.
Savaş sonrası tabloya ilişkin olarak, özellikle bu kadar çok gazetecinin hedef alınarak öldürülmesinin ardından gazeteciliğe bakışının değiştiğini belirten Şebat, bunun artık sadece haber aktarmak değil, aynı zamanda bir direniş biçimi ve hafızayı koruma aracı haline geldiğini ifade ediyor. Uluslararası toplumun sessizliğinin ise hayal kırıklığını artırdığını ekliyor.
Şebat, tüm zor koşullara rağmen çalışmayı sürdürdüğünü, haber yapmayı bırakmanın hikâyenin kaybolması anlamına geldiğini vurgulayarak, bugün kamerayı kardeşi Hüsam adına taşıdığını ve susturulmak istenen ses olmaya çalıştığını söylüyor.
Sistematik hedef alma
Filistin Halkının Haklarını Destekleme Uluslararası Heyeti “Haşd” Başkanı Dr. Salah Abdülati, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla kabul edildiğini hatırlatarak, bu günün hükümetlere basın özgürlüğüne saygı gösterme ve gazeteciler için güvenli bir ortam sağlama yükümlülüğünü hatırlattığını belirtiyor.
Şahab Ajansı’na konuşan Abdülati, bu yılki anmanın Filistinli gazetecilerin modern tarihin en ağır hedef alma biçimleriyle karşı karşıya olduğu bir döneme denk geldiğini ifade ediyor. Kurumun verilerine göre Ekim 2023’ten bu yana şehit olan gazetecilerin sayısının 275’i aştığını, bunların en az 70’inin sahada görev yaparken doğrudan hedef alındığını belirtiyor. Bunun, gerçeği gizleme ve sivillere karşı işlenen suçların tanıklarını ortadan kaldırma girişimi olduğunu vurguluyor.
Abdülati, ihlallerin Batı Şeria’da da arttığını, işgal hapishanelerinde tutulan gazeteci sayısının yaklaşık 100’e yükseldiğini, bunların 50’den fazlasının ağır koşullarda tutulduğunu ve çoğunun idari tutukluluk kapsamında suçlama ya da yargılama olmaksızın alıkonulduğunu belirtiyor. Gazze’deki gazetecilerin ise insani ve hukuki standartlardan yoksun kamplarda zorla kaybedilme riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.
İhlallerin fiziksel saldırılar, darp, saatlerce aşağılayıcı koşullarda gözaltında tutma, kameraların ve yayın ekipmanlarının el konularak tahrip edilmesi gibi uygulamaları da kapsadığını aktaran Abdülati, “kapalı askeri bölge” ilanlarıyla medya ekiplerinin olay yerlerine ulaşmasının engellendiğini ve gazetecilerin açık suçlama olmaksızın gözaltına alınarak susturulmaya çalışıldığını söylüyor.
Ayrıca ihlallerin dijital alana da taşındığını belirten Abdülati, gazetecilerin paylaşımları nedeniyle “kışkırtma” gerekçesiyle takip edilip tutuklandığını, Filistin içeriklerinin silindiğini ve erişimin kısıtlandığını, gazetecilerin telefonlarının gelişmiş yazılımlarla hacklenerek kaynaklarının izlenmeye çalışıldığını ifade ediyor.
Abdülati, gazetecilerin hedef alınmasının halkların bilgi edinme hakkına yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu ve işlenen suçların gizlenmesi amacı taşıdığını vurgulayarak, özgür sözün mermiden daha güçlü olduğunu ve gerçeğin gazetecilerin fedakârlıklarıyla yaşamaya devam edeceğini belirtiyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı’na çağrıda bulunan Abdülati, Filistinli gazetecilerin hedef alınmasına ilişkin soruşturmaların hızlandırılmasını ve tüm sorumlular hakkında tutuklama kararları çıkarılmasını talep ediyor. Ayrıca Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumu, işgal altındaki Filistin topraklarında gazetecilerin korunmasına yönelik mekanizmaları devreye sokmaya ve ihlalleri durdurmak için acil adımlar atmaya çağırıyor.
Abdülati, sosyal medya şirketlerinin insan hakları standartlarına uymasını, Filistin içeriklerine yönelik ayrımcı uygulamaları sona erdirmesini ve keyfi sansür politikalarını kaldırmasını talep ediyor. Filistin yönetimi ve ilgili kurumlara da gazetecilik faaliyetlerine yönelik hukuki korumanın güçlendirilmesi ve kısıtlamaların azaltılması çağrısında bulunuyor.
Son olarak Filistinli gazetecileri mesleki ve sendikal dayanışmayı güçlendirmeye davet eden Abdülati, uluslararası ve Arap gazeteci birliklerinden Filistinli gazetecilere desteklerini artırmalarını ve medya kurumlarının çalışmalarını sürdürebilmeleri için gerekli desteği sağlamalarını istiyor.
www.kudusgunu.com