Siyonistlerin Sumud filosuna karşı gerçekleştirdiği deniz korsanlığı ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden saldırıya yönelik küresel tepki, aynı zamanda İsrail’in diplomatik yenilgisi olarak görülüyor.
Siyonist rejimin “Sumud” insani yardım filosuna yönelik saldırısı, dünya genelinde geniş çaplı kınama dalgasına yol açtı. Bu gelişme, bir yandan Tel Aviv’in uluslararası alandaki yalnızlığını derinleştirirken diğer yandan İran’ın caydırıcılık kapasitesini koruma gerekliliğini yeniden gündeme taşıdı.
Nournews'ün aktardığına göre, siyonist rejimin “Sumud” filosuna, yani Gazze ablukasını kırmayı amaçlayan yardım konvoyuna yönelik korsanlık saldırısı; yalnızca insani yardım taşıyan ve herkes için yaşam hakkı ile insani sorumluluk temelindeki uluslararası hukuk ilkelerini sembolik olarak temsil eden bir girişime karşı gerçekleştirildi. İsrail İç Güvenlik Bakanı’nın filo yolcularına yönelik insanlık dışı tavırları ve bu muameleye ilişkin görüntülerin yayımlanması ise Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere dünya genelinde büyük tepkiye neden oldu.
Bu olay, bir yandan Siyonist rejimin Sumud filosuna karşı daha önce sergilediği suç niteliğindeki yaklaşımın tekrarı ve rejimin terörist ile insanlık karşıtı karakterinin yeni bir örneği olarak öne çıkarken, diğer yandan bu deniz korsanlığına yönelik küresel tepkiler Gazze direnişi açısından önemli bir kazanım olarak değerlendirildi. Aynı zamanda İran’ın, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanması için Hürmüz Boğazı üzerindeki akıllı yönetimin korunması gerektiğine dair tezlerinin haklılığını ve savaş öncesi döneme geri dönüş iddialarının temelsiz olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Sumud; dünya kamuoyu alanında direnişin zaferi
Nadir görülen bir gelişme olarak çok sayıda ülke, İsrail İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Sumud filosundaki Filistin destekçilerine yönelik insanlık dışı muamelesini kınadı. Bazı ülkeler ise İsrail büyükelçilerini dışişleri bakanlıklarına çağırdı.
İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Portekiz, Almanya, İngiltere, Slovenya, İrlanda, Yunanistan, Polonya, Finlandiya, İsviçre, Avusturya ve Fransa gibi Batılı ülkeler ya Sumud filosuna karşı işlenen bu saldırıyı kınadı ya da İsrail temsilcilerini çağırarak tepki gösterdi.
Her ne kadar bu adımlar diplomatik çerçevede atılmış olsa da, asıl nedenin Filistin meselesinin özellikle Avrupa kamuoyunda yeniden öncelikli gündem haline gelmesi ve Siyonistler ile Batılı destekçilerinin İsrail’in suçlarını örtbas etmekte başarısız kalması olduğu belirtiliyor. Bu süreç, Gazze direnişi ve direniş ekseni için önemli bir başarı olarak değerlendiriliyor. Çünkü direniş, kararlılığı ve İsrail’in suçlarını ifşa etmesiyle dünya kamuoyunun dikkatini yeniden Filistin meselesi ve Gazze’deki insani krize yönlendirmeyi başardı.
Siyonistlerin Sumud filosuna karşı gerçekleştirdiği deniz korsanlığı ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden saldırıya yönelik küresel tepki, aynı zamanda İsrail’in diplomatik yenilgisi olarak görülüyor. Bu durum, direnişin dünya kamuoyunu etkileme konusunda elde ettiği önemli bir başarı olarak değerlendiriliyor. Sürecin artık devletler düzeyine taşındığı ve gelecekte İsrail’in uluslararası yalnızlığının derinleşmesine, hatta yaptırımlarla karşı karşıya kalmasına yol açabileceği ifade ediliyor.
Siyonist rejim; insanlık ve uluslararası hukuk için tehdit
Siyonist rejimin işlediği suç ve ardından Siyonist bakanın Sumud filosu aktivistlerine yönelik kışkırtıcı ve insanlık dışı davranışları, ayrıca ABD’nin bu filoya yaptırım uygulaması; İran ve özgür halkların yıllardır dile getirdiği bir gerçeği yeniden gözler önüne serdi: İsrail ve ABD, insanlık ile uluslararası hukuk için bir tehdittir.
Sumud filosu, devletlerin insani yükümlülüklerini yerine getirme ve devlet terörizmine karşı durma sorumluluğunu yeniden hatırlattı. Bu durum, İsrail’e karşı küresel bir saflaşmanın artık kaçınılmaz hale geldiğini gösterdi.
Balfour Deklarasyonu’ndan bugüne kadar devletlerin sorumluluklarını yerine getirmemesi, mevcut tablonun oluşmasına zemin hazırladı. Ülkelerin bu tarihî sorumsuzluk nedeniyle hesap vermesi ve bunu Filistin meselesine yönelik gerçekçi bir yaklaşım ile İsrail ve destekçilerine karşı tavır alarak telafi etmesi gerektiği vurgulandı.
Batı’nın çifte standartları; Siyonist suçların sürmesinin temel nedeni
Batı ülkeleri ve uluslararası kurumların sicili, yalnızca İsrail’in devlet terörizmiyle değil aynı zamanda Batı’nın pasif ve çifte standartlı tutumuyla da mevcut durumun oluştuğunu gösteriyor. Bu yaklaşım, Siyonistlerin kendilerini her türlü hesap sorulmadan muaf görmelerine yol açan sahte bir özgüven oluşturdu.
Kallas gibi isimlerin, Sumud filosuna yönelik saldırıyı açık şekilde kınamak yerine “uygunsuz”, “yanlış” veya “rahatsız edici” gibi etkisiz ifadeler kullanması ve diğer Batılı ülkeler ile uluslararası kurumların İsrail’e herhangi bir yaptırım uygulamaması; ayrıca dikkatleri farklı gündemlere çekerek Filistin meselesini kamuoyunun önceliğinden çıkarmaya çalışmaları, İsrail’in işgal ve saldırılarını sürdürmekte kendisini serbest hissetmesine neden oluyor.
Gazze’den Minab okuluna kadar çocuklara yönelik katliamlar karşısında sessizlik ve kayıtsızlık hakim olduğunda, bunun sonucu Sumud filosuna yönelik saldırı gibi yeni felaketlerin yaşanması oluyor.
Bugünün dünyasının, davranışlarını pratik düzeyde yeniden gözden geçirmeye ihtiyacı olduğu belirtiliyor. Çifte standartların ve seçici sorumsuzluk anlayışının sona ermesi, uluslararası sistemin yeni ve adil bir düzen temelinde yeniden tanımlanması gerektiği ifade ediliyor.
Hürmüz Boğazı; bölgesel caydırıcılığın stratejik unsuru
Siyonist rejimin Sumud filosuna yönelik küstah saldırısı ve bunun cezasız kalması, ABD’nin bu saldırıya verdiği destek ile Batılı ülkeler ve uluslararası kurumların sorumsuz tutumu; ayrıca bazı Arap ülkelerinin İsrail’le normalleşme yoluna giderek topraklarını İsrail’in askeri ve istihbarat üssüne dönüştürmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki akıllı yönetimini koruma gerekliliğini yeniden teyit etti.
Siyonistlerin lojistik kapasitesi ABD desteğiyle ve Basra Körfezi’nin güney kıyısındaki bazı Arap ülkeleri üzerinden sağlanırken, dünya da buna karşı koyma iradesi göstermiyorsa; ayrıca Trump her gün İsrail’in İran’a karşı savaş söylemlerine destek veriyorsa, Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki akıllı yönetimini sürdürmekten ve bölgesel ile küresel güvenliği sağlamak adına nükleer kapasitesini korumaktan başka seçeneği olmadığı belirtiliyor.
Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesi duruma döndürülmesi ya da İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun ülke dışına çıkarılması yönündeki taleplerin, yalnızca İsrail ve ABD’nin sahte özgüvenini güçlendireceği ifade ediliyor. Bunun ise İran’ın meşru haklarını koruma ve herkes için güvenli bir bölge inşa etme iradesiyle çeliştiği vurgulanıyor.
Ayrıca Ben-Gvir’in davranışları gibi gündem saptırıcı girişimlerle Siyonistlerin, İran’ın İsrail ve ABD’nin yeni savaş hazırlıklarını izleme sürecini sekteye uğratamayacağı belirtiliyor. Siyasi, askeri ve diplomatik direniş ile halkın sokaklardaki varlığının gösterdiği üzere, bu aşamada herhangi bir saldırıya verilecek karşılığın çok daha ağır ve bölge sınırlarını aşacak boyutta olacağı ifade ediliyor.
www.kudusgunu.com