Kudüslülerin yaşadığı trajedi, İsrail işgal polisi tarafından bir yıkım emri çıkarılmasıyla sona ermiyor; aksine daha da ağır bir aşamada başlıyor.
Bu aşamada ev sahibinden, evini kendi elleriyle yıkması isteniyor ve kişi iki maliyetli seçenek arasında bırakılıyor: Ya siyonist İsrail buldozerleri tarafından yüksek masraflarla yıkım gerçekleştirilecek ve bu maliyet ev sahibine yüklenecek ya da baskı altında kendi evini kendisi yıkacak. Bu an, Kudüs’e ve eve aidiyetin, kimliğin silinmesine zorlanan bir eyleme dönüştüğü bir an oluyor. İşgal altındaki Kudüs’ten her gün, Kudüslülerin evlerini kendi elleriyle yıkmaya zorlandığına dair haberler geliyor. Bu durum, Kudüslülere yönelik en ağır uygulamalardan biri olarak öne çıkarken, insanın mekânıyla, hafızasıyla ve günlük yaşamındaki istikrarıyla kurduğu bağın yıkılmasına neden oluyor. Evler, yaşam alanı olmaktan çıkıp hukuki ve mali bir yük haline getiriliyor ve bu durum, işgalin ruhsatsız yapı gerekçesiyle sunduğu bir “idari işlem” olarak gösterilse de gerçekte Kudüs’teki Filistin varlığına yönelik daha fazla zorla göç ve cezalandırma politikalarının pekiştirilmesi anlamına geliyor.
Şihab'ın haberine göre, para cezalarının baskısı altında konuşan Kudüslü Vesim Lütfi Siyam, Mescid-i Aksa’nın güneyindeki Silvan beldesinin Vadi Hilve Mahallesi’nde evini yıkmaya zorlandığını belirterek, yıkım anının buldozerlerle başlamadığını, işgal belediyesinden gelen nihai yıkım kararıyla başladığını söyledi. Siyam’a bu kararla birlikte sonucun nasıl olacağını belirlemesi için 21 günü geçmeyen bir süre tanındı. İsrail işgal makamlarının baskısı sonucu Siyam, kendi evi ile annesinin evini bizzat yıkmak zorunda kaldı. Bu uygulama, işgal altındaki Kudüs’te en sert ve tekrarlanan yöntemlerden biri olarak öne çıkarken, ev sahibi yüksek maliyetler ya da para cezaları tehdidi altında kendi konutunu bizzat yıkmak zorunda bırakılıyor. Siyam, yıkılan evin yaklaşık 20 yıl önce inşa edildiğini, yaklaşık 140 metrekare büyüklüğünde olduğunu ve biri kendi ailesine, diğeri annesine ait olmak üzere iki daireden oluştuğunu ifade etti. Bu evin yalnızca duvarlardan ibaret olmadığını, onlarca yıllık bir yaşam alanı olduğunu vurgulayan Siyam, bunun bir idari kararla kapatılan bir hukuki dosyaya dönüştürüldüğünü dile getirdi. Kararı durdurmak ya da dondurmak için mahkemeye başvurduğunu ancak sonuç alamadığını belirten Siyam, yüz binlerce şekele ulaşabilecek yıkım maliyetlerinden kaçınmak için evi kendisinin yıkmak zorunda kaldığını, ayrıca yaklaşık 200 bin şekel para cezası ödemekle de karşı karşıya bırakıldığını söyledi.
Bir diğer Kudüslü Sami el-Heşlemun el-Eyyubi ise Kudüs’ün Sevane Mahallesi’nde evini yıkmaya zorlandığını belirterek, yıkım kararının ani olmadığını, 2016 yılında yaklaşık 70 metrekare olarak inşa edilen evin yapımından itibaren başlayan uzun bir mali ve idari baskı sürecinin sonucu olduğunu ifade etti. Eyyubi, yıllar boyunca işgal belediyesinin talep ettiği yüksek ruhsat ücretlerini ödeyemediğini, buna ek olarak üç yıl boyunca aylık yaklaşık 700 şekel para cezasına maruz kaldığını, sonunda da nihai yıkım kararının çıktığını aktardı. Bu nedenle ek maliyetlerden kaçınmak için evi kendi elleriyle yıkmayı tercih ettiğini söyledi.
Yaşanan sahnenin ağırlığına dikkat çeken Eyyubi, bu zor kararı almasının bir nedeninin de mevcut yapının altında bulunan ve 1936 yılında dedesine ait olarak inşa edilen eski binayı korumak olduğunu belirtti. Maddi ve manevi kayıpları mümkün olduğunca azaltmaya çalıştığını ancak evini parça parça sökmek zorunda kaldığı anların son derece ağır olduğunu ifade etti. Kudüslü Vail Haşim Celacil de Silvan beldesinin Bustan Mahallesi’nde, benzer bir kararla karşı karşıya bırakılarak evini kendi elleriyle yıkmak zorunda kaldı. Yaklaşık 140 metrekare büyüklüğünde ve sekiz kişilik bir ailenin yaşadığı iki daireden oluşan ev, aile için bir anda kaybedilen bir barınak haline geldi. Aile reisi, belediye ekiplerinin yıkım gerçekleştirmesi halinde uygulanacak yüksek para cezalarından kaçınmak için yıkımı kendisi gerçekleştirmek zorunda kaldı.
Kudüs'te Öz Yıkım
Kudüs İnsan Hakları Merkezi tarafından yayımlanan “Kudüs’te öz yıkım: iki arada bir derede” başlıklı araştırma, “öz yıkım” olarak bilinen uygulamanın artık münferit bir durum olmaktan çıktığını ve Kudüs’te Filistinli evlerinin yıkımında giderek yaygınlaşan bir yöntem haline geldiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre bu durum, hukuki ve idari bir sistem aracılığıyla oluşturulan baskının, sakinleri kendi evlerini yıkmaya zorlamasının sonucu. Çalışma, bu dönüşümün kendiliğinden gerçekleşmediğini, İsrail’in imar ve yapı yasasında yapılan değişikliklerle doğrudan bağlantılı olduğunu ve bu değişikliklerin yıkım süreçlerini hızlandırırken hukuki itiraz imkânlarını daralttığını belirtiyor. Ayrıca mahkemelerin yıkım kararlarını durdurma ya da erteleme kapasitesinin de sınırlandığı ifade ediliyor. Mevcut uygulamaya göre ev sahiplerine genellikle 21 günü geçmeyen kısa süreler tanınıyor ve bu süre içinde ya yıkımı kendilerinin gerçekleştirmesi ya da belediye ekiplerinin zorla yıkım yapması ve tüm maliyetin kendilerine yüklenmesi seçenekleri sunuluyor.
Araştırma, bu sistemin yalnızca idari emirlerle değil; mali baskı (yüksek para cezaları ve maliyetler), hukuki baskı (takip ve cezaların birikmesi) ve zaman baskısının birleşimiyle işlediğini ortaya koyuyor. Bu durum, öz yıkımın fiilen “zorunlu bir seçenek” haline gelmesine neden oluyor.
Cenevre Sözleşmesine Göre Özel Mülkiyetin Yıkımı Yasaktır
Uluslararası hukuk uzmanı Salah Abdülati, Kudüs’te uygulanan “öz yıkım” politikasının tarafsız bir idari işlem olarak değerlendirilemeyeceğini, aksine işgal altındaki bölgelerde özel mülkiyetin yıkılmasını yasaklayan açık hükmü dolanmak için kullanılan zorlayıcı bir mekanizma olduğunu vurguluyor. Abdülati, uluslararası hukukun hiçbir şekilde öz yıkımı meşru görmediğini, Cenevre Dördüncü Sözleşmesi’nin 53. maddesinin askeri zorunluluk dışında özel mülkiyetin yıkımını yasakladığını, Lahey Tüzüğü’nün 46. maddesinin ise işgal altındaki bölgelerde özel mülkiyeti koruduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle, ev sahibinin kendi evini yıkmaya zorlanmasının eylemin hukuki niteliğini değiştirmediğini, aksine suçun yükünün mağdura devredilmeye çalışıldığını gösterdiğini belirtiyor.
Hukuki Sorumluluk İşgalci İsrail'e Aittir
Abdülati, para cezaları, yüksek maliyetler ya da zorla yıkım tehdidi altında gerçekleştirilen yıkımın gönüllü bir eylem olarak değerlendirilemeyeceğini, uluslararası hukukta “özgür rıza” kriterinin bu tür zorlayıcı durumlarda geçerli olmadığını ifade ediyor. Mali, idari ve psikolojik baskının bu durumu “dolaylı zorlama” kapsamına soktuğunu ve hukuken sorumluluğun işgal makamına ait olduğunu vurguluyor.
Bu politikaların, Cenevre Dördüncü Sözleşmesi’nin 49. maddesi kapsamında yasaklanan dolaylı zorunlu göçün bir parçası olarak değerlendirilebileceğini belirten Abdülati, zorla göç için yalnızca fiziksel güç kullanımının gerekmediğini, yaşanamaz koşullar yaratmanın da yeterli olduğunu ifade ediyor. Planlama kısıtlamaları, ruhsat verilmemesi ve mali yaptırımların bu süreci fiilen nüfus boşaltımına dönüştürdüğünü dile getiriyor. Bu uygulamaların Roma Statüsü kapsamında savaş suçu olarak değerlendirilebileceğini de ekliyor.
Konut İnsan Onurunun Bir Parçasıdır
Abdülati ayrıca modern uluslararası hukukun konutu insan onurunun bir parçası olarak gördüğünü, bir kişinin kendi evini yıkmaya zorlanmasının ciddi psikolojik travmalara yol açtığını, aile bağlarını zayıflattığını ve aşağılanma ile kontrol kaybı hissi doğurduğunu belirtiyor. Bu durumun “zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele” kapsamında değerlendirilebileceğini, yaygın ya da sistematik hale gelmesi durumunda ise insanlığa karşı suç olan “zulüm” kapsamına girebileceğini ifade ediyor.
Son olarak Abdülati, bu uygulamanın münferit vakalar değil, Doğu Kudüs’te tekrarlanan, süreklilik gösteren ve coğrafi olarak hedeflenen sistematik bir politika olduğunu belirtiyor. Bu politikanın, demografik hedefler taşıyan kısıtlayıcı bir planlama sistemiyle bağlantılı olduğunu ifade eden Abdülati, bunun uluslararası ceza hukukunda “yaygın veya sistematik saldırı” tanımıyla örtüştüğünü ve savaş suçu ya da insanlığa karşı suç olarak nitelendirilebileceğini vurguluyor.
www.kudusgunu.com