Siyasi araştırmacı Dr. Emin el-Hac, bölgede şu anda yaşananların iki devlet arasındaki geleneksel bir savaş olarak tanımlanamayacağını, aksine Orta Doğu’daki nüfuz ve dengeler üzerinde rekabet eden iki ana eksen arasında çok cepheli ve karmaşık bir çatışma olduğunu söyledi.
Dr. Emin El-Hac, Şihab Ajansı’na yaptığı analizde çatışmanın bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülük ettiği, müttefiki “İsrail” ve bazı Avrupa ülkeleri tarafından desteklenen bir eksen ile diğer tarafta İran ve bölgedeki müttefiklerinden oluşan bir eksen arasında yaşandığını belirtti. Bu mücadelenin etkilerinin birçok bölgesel sahaya yayıldığını ifade etti.
El-Hac, karşılaşmanın birden fazla sahada görüldüğünü, bunların başında ise Hizbullah’ın işgal güçlerinin beklemediği ölçüde çatışmaya dahil olduğu Lübnan’ın geldiğini söyledi. Özellikle “İsrail”in son yıllarda Hizbullah’a karşı bir caydırıcılık denklemi kurmayı başardığını düşündüğünü hatırlattı.
Ayrıca Irak gibi başka sahaların da bu çatışmaya dahil olmaya aday olduğunu, Yemen’in de cepheye katılma ihtimalinin açık olduğunu ve dünyanın farklı bölgelerinde Amerikan ve “İsrail” çıkarlarını hedef alan dağınık saldırıların gerçekleşebileceğini belirtti.
El-Hac, her tarafın karşı tarafı zayıflatmak için farklı yöntemler izlediğini ifade etti. Washington ve müttefiklerinin güçlü ve belirleyici darbelerle bunu gerçekleştirmeye çalıştığını, İran ve müttefiklerinin ise geniş bir coğrafyada, özellikle Arap Körfezi bölgesine uzanan sürekli saldırılar stratejisine dayandığını söyledi.
Bu stratejinin, tüm Orta Doğu’yu ateşe atabilecek kapsamlı bir savaşa sürüklenmeden uzun vadeli bir yıpratma süreci oluşturmayı hedeflediğini dile getirdi. Böyle bir senaryonun askeri ve ekonomik maliyetinin son derece yüksek olmasının yanı sıra sonuçlarının kontrol edilmesinin ve öngörülmesinin zor olduğuna dikkat çekti.
El-Hac, bölgede yaşananların yalnızca askeri bir karşılaşma olmadığını, aynı zamanda bölgesel caydırıcılık sisteminin gerçek bir sınavı olduğunu vurguladı.
“El-Hac, “İsrail”in 7 Ekim 2023 saldırısının ardından ciddi şekilde zarar gören caydırıcılık gücünü yeniden tesis etmeye çalıştığını, buna karşılık İran ve müttefiklerinin ise mutlak “İsrail” askeri üstünlüğü döneminin sona erdiğini ya da en azından daha maliyetli ve karmaşık hale geldiğini göstermeye çalıştığını ifade etti.
Siyasi araştırmacı, çatışmanın yalnızca askeri cepheler veya füze atışlarıyla sınırlı olmadığını, enerji, deniz ulaşımı ve küresel ticaret hatları üzerindeki baskılar yoluyla ekonomik alana da yayıldığını belirtti.
Bu hatlarda yaşanacak herhangi bir aksamanın güçlü bir baskı aracı oluşturduğunu, çünkü bunun doğrudan ABD ve müttefiklerinin ekonomilerini etkilediğini ve genel olarak küresel ekonomi üzerinde de sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Uluslararası tabloya ilişkin olarak El-Hac, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin gelişmeleri dikkatle izlediğini ve şu ana kadar doğrudan çatışmaya dahil olmadan siyasi dengeyi desteklemeyi tercih ettiklerini ifade etti.
Moskova ve Pekin’in bu karşılaşmayı ABD’yi yıpratmak için bir fırsat olarak gördüğünü, ancak aynı zamanda İran’ın düşmesini de istemediklerini, çünkü bunun bölgede Amerikan nüfuzunun genişlemesi anlamına gelebileceğini belirtti.
El-Hac ayrıca Körfez ülkelerindeki yönetimlerin de özellikle kendi halkları karşısında hassas bir konumda bulunduğunu ifade etti. Bu ülkelerin uzun yıllardır Amerikan korumasına dayanmasının, mevcut gerilimin ilk günlerinden itibaren ciddi bir sınavla karşı karşıya kaldığını söyledi.
En olası senaryo
El-Hac analizinin devamında, önümüzdeki dönemde en olası senaryonun çok sayıda cephe üzerinden yürütülen yıpratma savaşının devam etmesi olduğunu belirtti. Ancak hesap hatası yapılması ya da beklenmedik büyük bir saldırı gerçekleşmesi halinde ciddi bir tırmanma ihtimalinin de varlığını koruduğunu ifade etti.
Ayrıca alışılmadık bir silahın kullanılması ya da olağanüstü bir olayın meydana gelmesinin denklemi kökten değiştirebileceğini ve tüm tarafların hesaplarını altüst edebileceğini söyledi.
El-Hac, bölgenin şu anda sürekli çatışma ve karşılıklı misillemelerle karakterize edilen kalıcı bir gerilim süreci yaşadığını belirterek, her tarafın karşı taraf üzerinde mümkün olan en yüksek baskıyı kurmaya çalıştığını, ancak şu ana kadar kapsamlı bir bölgesel ya da küresel savaşa sürüklenilmediğini ifade etti.
www.kudusgunu.com