SEYYİD ABDULMELİK EL HUSİ'DEN TARİHİ AÇIKLAMALAR

img
SEYYİD ABDULMELİK EL HUSİ'DEN TARİHİ AÇIKLAMALAR

El Husi, nifak hareketinin günümüzde büyük bir hareket haline geldiğini, ümmet içinde liderleri, hükümetleri ve rejimleri bulunduğunu ve bu yapıların halklarının ve ülkelerinin tüm imkânlarını Yahudi Siyonistlerin hizmetine sunduğunu ifade etti.

Seyyid Abdulmelik el-Husi, konuşmasında Allah’ın peygamberi Musa’nın kıssasına ve Firavun adlı zorbanın döneminde yürütülen karalama amaçlı propaganda kampanyalarıyla nasıl karşı karşıya kaldığına değindi. El Husi, bugün verdiği 15’inci Ramazan dersinde ayrıca, Allah’ın şu mübarek ayeti ışığında bu tür kampanyalarla mücadelede izlenen yöntem ve tedbirleri ele aldı: “Onların ikisine de düşman olan kimseyi yakalamak isteyince dedi ki: Ey Musa, dün bir canı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde ancak bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edenlerden olmak istemiyorsun.”

Al Masirah'ın haberine göre, El Husi şöyle sordu: Zorbalar tarih boyunca güçsüz ve ezilenlere karşı nasıl bir dokunulmazlık denklemi dayatmaya çalışır? Bu denklemin kalıcı ve kabul edilir hale gelmesini, böylece mazlumların ne bir tepki göstermesini ne de uğradıkları zulmü bertaraf etmek ya da kurtulmak için harekete geçmesini isterler. Bu durumda ise her türlü hareket suç sayılır, kınanır ve karalama kampanyalarının hedefi olur. Bu durumun günümüzde de aynı şekilde sürdürüldüğünü belirten El Husi, çağımızın zorba güçlerinin — Siyonizmin kolları olan Amerika, düşman İsrail varlığı, onlarla birlikte İngiltere, Batı ve onların Arap ve İslam ümmeti içindeki işbirlikçileri ve araçları — bu anlayışı ümmetimizin zayıf ve mazlum gerçekliğine dayatmaya çalıştığını vurguladı. Öyle ki ihanet ve ajanlık odakları da onların yanında yer alarak onları destekleyen ve çıkarları doğrultusunda çalışan bir propaganda yürütmektedir.

Nifak Hareketi Ümmetin İmkanlarını Siyonizme Peşkeş Çekiyor

El Husi, ayrıca nifak hareketinin günümüzde büyük bir hareket haline geldiğini, ümmet içinde liderleri, hükümetleri ve rejimleri bulunduğunu ve bu yapıların halklarının ve ülkelerinin tüm imkânlarını Yahudi Siyonistlerin hizmetine sunduğunu ifade etti. Medya savaşları ve propaganda başlıkları kapsamında Firavun’un kibirli zihniyetinin, Allah’ın peygamberi Musa’ya karşı kullandığı propaganda yöntemlerini örnek gösterdi. Musa mazlum bir insanı kurtarmak amacıyla müdahale ettiğinde, ona karşı “Dün birini öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen ancak yeryüzünde zorba olmak istiyorsun” gibi ifadelerin kullanıldığını hatırlattı. Bu ifadelerin amacının Musa’yı sıradan bir suçlu gibi göstermek, haksız yere insan öldüren, zorbalık yapan, şiddeti sebepsiz kullanan biri olarak tanıtmak olduğunu söyledi. Düşmanın bu şekilde Musa’nın niyetlerini ve eylemlerini sorgulatmaya çalıştığını belirten lider, bunun her çağda zorba güçlerin mazlumlara karşı kullandığı yöntem olduğunu vurguladı. Bu güçlerin merhametsizce insanları öldürdüğünü ifade ederek şunları söyledi: “Yeni doğmuş bebeklere bile acımıyorlar, onları boğazlıyorlar, toplu katliamlar işliyorlar. Yetişkinleri de en basit sebeplerle öldürüyorlar ve mazlumlara karşı her türlü suçu işliyorlar. Buna rağmen bu eylemler sıradan görülüyor, kötülük, suç, zorbalık ya da zulüm olarak nitelendirilmiyor. Ancak mazlumların herhangi bir hareketi hemen suç sayılıyor ve karalanıyor.”

İngiltere Siyonist Çeteleri Silahlandırdı

Ensarullah lideri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Örneğin Yahudi Siyonistler dünyanın dört bir yanından İngiliz ve Batı himayesiyle toplanıp Filistin’i işgal etmek üzere geldiklerinde, Filistin halkına her türlü zulmü uyguladılar. Silahlı ve örgütlü çeteler halinde geldiler ve İngiliz ile Batı desteğiyle en vahşi cinayetleri işlemeye başladılar. Çocukları, kadınları, yaşlıları hedef aldılar. Bazı köylere saldırarak halkın büyük kısmını korkunç yöntemlerle katlettiler. Yerleşim mahallelerinde ve şehirlerde Filistinlilerin toplandığı alanları dinamitlerle patlattılar. Bazı yerlerde insanları camilerde toplayıp orada tamamen yok ettiler.” El Husi ayrıca İngiltere’nin zorbalık rolünü hatırlatarak, Siyonist çeteleri silahlandırdığını, koruduğunu ve askeri teçhizat sağladığını söyledi. Bunun uluslararası kabul görmüş insani, ahlaki ve dini tüm değerlerle çeliştiğini vurguladı. İngiltere’nin Filistin halkının silahsız ve savunmasız kalmasına da katkı sağladığını ifade etti.

Ayrıca İngiltere’nin kendisine bağlı Arap rejimleriyle olan ilişkisini kullanarak Filistin halkını yalnız bırakan aynı rolü oynadığını ve erken dönemde güçlü bir direnişin ortaya çıkmasını engellemeye çalıştığını belirtti. Batı propagandasının ise Filistinli, Arap veya İslami herhangi bir direniş hareketini terör ve suç olarak göstermeye çalıştığını söyledi.

Batılı Devletler Siyonist Yapıyı Destekledi

El Husi, Batılı devletlerin kuruluşundan bu yana Siyonist yapıyı desteklediğini, Filistin halkına karşı işlenen cinayetleri sürdürmesi ve işgali sürekli genişletmesi için teşvik ettiğini hatırlattı. Bunun daha sonra Lübnan ve Suriye gibi diğer Arap ülkelerine de yayıldığını ifade etti. Aynı zamanda bu süreçte, aslında kendi topraklarını, onurlarını ve kutsallarını savunan bu ümmetin evlatlarına karşı yoğun propaganda kampanyaları yürütüldüğünü söyledi.

El Husi, Batı’nın sürekli kullandığı yoğun medya propagandasının, sahte başlıkların ve uydurma gerekçelerin tehlikesine dikkat çekti ve bunların Batılı güçler tarafından Yahudi Siyonistlere verilen desteği meşrulaştırmak için sürekli bir bahane olarak kullanıldığını belirtti.

El Husi şöyle ekledi: “Ancak bu aşamada durum çok daha kötüleşti. Çünkü o dönemde bazı Arap rejimleri siyasi olarak örtbas ve gizlenme çerçevesinde rol oynuyor, gizli biçimde ise Yahudi Siyonistlere verilen desteğin zayıflatılması ve benzeri faaliyetlerde bulunuyorlardı. Son yıllarda ve son dönemde yaşananlar da buna benzemektedir.” 2000 yılından sonra bazı Arap rejimlerinin Amerika’ya ve düşman İsrail varlığına olan bağlılıklarının ve Siyonizme yönelişlerinin açık hale geldiğini belirterek, Siyonizme hizmet ettiklerini ve onun çıkarları doğrultusunda çalıştıklarını ifade etti. Bu rejimlerin artık açık bir şekilde ve eş zamanlı olarak, Siyonist-Amerikan ve Batı destekli zorbalığa karşı insani, dini, ahlaki ve doğru bir duruş sergileyen bu ümmetin özgür evlatlarına düşmanlık yaptığını vurguladı.

Bazı Arap Rejimleri Tüm İmkanlarını İsrail'in Hizmetine Veriyor

El Husi sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazı Arap rejimleri artık açık biçimde Amerika ve düşman İsrail varlığının yanında durduklarını, Amerika ve İsrail’e boyun eğmeyi ve bağlılığı kabul etmeyen herhangi bir tarafın, halkın, rejimin veya oluşumun karşısında olduklarını ortaya koymuştur. Durum öyle bir noktaya gelmiştir ki maddi imkânlarını, medya imkânlarını, siyasi tutumlarını ve zaman zaman askeri ve güvenlik alanındaki tutumlarını düşmanların hizmetine sunmaktadırlar.” Ümmetin gerçekliğinde nifak hareketinin açığa çıkmasına değinen Ensarullah lideri şöyle dedi: “Nifak hareketi geçmiş dönemlerin hiçbirinde olmadığı kadar açık hale gelmiştir. Hatta bugünlerde dahi, İran İslam Cumhuriyeti'ne ve Müslüman İran halkına karşı gerçekleştirilen açık, saldırgan ve zalim İsrail-Yahudi-Siyonist-Amerikan saldırısı karşısında durum son derece açıktır. Bu saldırı hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yapılmış bir saldırıdır; zalimce, vahşi ve suç niteliğinde bir saldırıdır. İran halkını öldürmeyi, liderliğini hedef almayı, erkeklerine ve çocuklarına saldırmayı ve en korkunç suçları işlemeyi amaçlamaktadır. Hatta okulların, kız okullarının hedef alınmasına, kız çocuklarının toplu biçimde öldürülmesine, öğrencilerin ve erkek çocukların hedef alınmasına ve Müslüman İran halkına yönelik saldırılara kadar varmaktadır.”

Amerika Bölge Halklarına Saldırıyor 

Bunun açık bir saldırı olduğunu vurgulayan El Husi, İran’ın saldıran taraf olmadığını, karşı tarafın ise kendini savunur durumda bulunmadığını söyledi. Amerika’nın dünyanın öbür ucundan bu bölgeye gelerek bölge halklarına saldırdığını ifade etti.

El Husi, Yahudi Siyonistlerin dünyanın birçok yerinden toplanarak bu bölgeye geldiklerini, beraberlerinde kötülüklerini, zorbalıklarını ve saldırılarını getirdiklerini belirtti. Ayrıca bölgenin tamamına hâkim olma yönündeki açık hedefleriyle geldiklerini ve İslam’a; onun ilkelerine, Kur’an’ına, Peygamberine, kutsallarına, şeriatına, yöntemine ve hatta genel kimliğine karşı açık düşmanlık taşıdıklarını dile getirdi.

Onlar Bir Küfür Cephesidir

El Husi sözlerine şöyle devam etti: “Onlar saldırı konumundadır. Onlar bir küfür cephesidir, bir kötülük cephesidir, bir zorbalık cephesidir, bir suç cephesidir ve en korkunç suçları işlemektedir. Bu durum onlar için uzun on yıllar boyunca bilinen bir gerçektir. Amerika için de durum böyledir; Kızılderililere karşı yaptıklarıyla yüzyıllar boyunca bu böyle olmuştur. Yahudilerin tarihine bakıldığında da aynı durum görülür; bugün ve bu çağda da bu tarih bütünüyle suçlarla doludur.”

Siyonizm Şeytani Hedefler Peşinde 

Çağdaş tarihte küresel Siyonizmin hedeflerine değinen El Husi, bu hedeflerin en kötü hedeflerden olduğunu söyledi. Bunların tamamının şeytani olduğunu, şeytanı yücelttiklerini ve şeytani ritüellere sahip olduklarını kaydetti. Halkları kendilerine boyun eğdirmeye çalıştıklarını belirterek Jeffrey Epstein skandallarının bu gerçeklerin küçük bir kısmını ortaya çıkardığını ifade etti.

El Husi, bunun tek örnek olmadığını belirterek şöyle dedi: “Onların birçok skandalı vardır ve hepsi de Allah’ın şu sözünün bir tecellisi olarak ortaya çıkmaktadır: ‘Allah gizlediğiniz şeyleri açığa çıkaracaktır.’

Küfür Cephesi İslam Dünyasını Hedef Almaktadır

El Husi konuşmasına şöyle devam etti: “Açıkça görülen şey şudur: Küfür, kötülük, zorbalık, suç ve saldırıdan oluşan bir cephe İslam dünyasının sahasına gelmiş ve ümmetimizin halklarını ve ülkelerini her türlü zulüm, zorbalık, suç ve fesatla hedef almaktadır.”

El Husi ardından şu soruyu yöneltti: “Arap medyasının büyük bölümüne bakın; gerçekten çoğunun zorbalardan yana olduğunu görürsünüz. Suçluların yanında yer alıyorlar, onların suçlarını meşrulaştırıyorlar, zorbalıklarını övüyorlar ve bu ümmetin halklarına karşı psikolojik savaş yürütüyorlar. Oysa meşru olan tutum, nefsi müdafaadır.”

İran Kendisini Savunmaktadır

Bölgedeki Amerikan üsleri hakkında ise lider şunları söyledi: Amerikan üslerinin Arap ülkelerinde, özellikle Körfez ülkelerinde yaygın biçimde bulunması meselesi vardır. Amerika bu üslerden Müslüman İran halkına karşı saldırgan ve zalim saldırılarını yürütmekte, ister İslam Cumhuriyeti yönetiminde görevli kişiler olsun ister öğrenciler ve diğer halk kesimleri olsun İranlıları hedef almaktadır. El Husi şöyle dedi: “İran tarafı kendisine saldıran bu üslere karşılık verdiğinde Arap rejimleri öfkelenmektedir. Müslüman İran halkının, onun muhafızlarının ve devrimci ordusunun kendilerine saldıran bu üsleri hedef alması; Suudi Arabistan’a, Katar’a, Bahreyn’e, Kuveyt’e veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne saldırı olarak nitelendirilmektedir. Bu rejimler söz konusu üslere yönelik saldırıları engellemeye, onları savunmaya ve korumaya çalışmaktadır; oysa saldırıyı gerçekleştiren bizzat o üslerdir.”

El Husi, bazı Arap ülkelerinin bu üslerin siyasi, askeri, mali ve medya bakımından korunmasını sağladığını ve hatta bazılarının tüm mali giderlerini üstlendiğini belirtti. Buna rağmen mazlumların savunmasız ve bağlanmış durumda kalmasının istendiğini ifade etti. Gerekçe olarak ise bu üslerin o ülkelerin topraklarında bulunması gösterilmektedir. Yani herhangi bir Arap ya da İslam ülkesinde Amerika bir halka saldırdığında, bu saldırı onların topraklarındaki üslerden yapılıyorsa o halkın buna sessiz kalması ve kendini savunmaması gerektiği ileri sürülmektedir. El Husi şöyle sordu: “Neden? Çünkü o saldırgan üs Suudi Arabistan’da ya da herhangi bir Körfez ülkesindedir. Buna göre herhangi bir halk sessiz kalmalı, hiçbir tepki göstermemeli, kendini savunmamalı ve Amerikalının onu öldürmesine, ülkesini yıkmasına ve en korkunç suçları işlemesine izin vermelidir.”

Nifak Hareketi Siyonizme Yardım Ediyor

El Husi sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açık bir zorbalık, apaçık bir zulüm ve ifşa olmuş bir suç görüyoruz. Bu, tüm insani değerlerden, haktan, adaletten ve iyilikten uzak firavuni denklemlerdir. Bu durumda nifak hareketinin zalim saldırganlarla uyum içinde hareket ettiği ortaya çıkmaktadır. Bu durum yalnızca Müslüman İran halkına ve onun İslami sistemine karşı değildir; aynı şekilde başka halklara karşı da böyledir. Zorbaların, diktatörlerin ve zalimlerin yanında yer almakta, onların bu ümmetin halklarını hedef almasını kolaylaştırmakta ve aynı zamanda bu halkların boyun eğmesini istemektedirler.”

El Husi konuşmasının devamında şöyle dedi: “Ardından propaganda kampanyaları başlatıyor, zorbalara destek veriyor ve onlarla birlikte sevinç gösterileri yapıyorlar. Ümmet içindeki nifak hareketine mensup bazı kişiler, Amerika ve düşman İsrail varlığının Müslüman İran halkına ve İranlı liderlere karşı işlediği cinayetlerden dolayı sevinç duydular. Kendi ümmetlerinden insanların öldürülmesine sevindiler. Bu suçları desteklediler, onlarla birlikte propaganda savaşına katıldılar ve başka şekillerde işbirliği yaptılar.” El Husi, bunun son derece büyük bir aptallık, açık bir sapma ve kayıp olduğunu söyledi. Çünkü Siyonist Yahudi düşmanın Amerika ile birlikte amacının ümmetin özgür insanlarından kurtulmak olduğunu, böylece Siyonist planını tamamlayarak geri kalan herkesi ezmek istediğini ifade etti. Buna onların işbirlikçileri de dâhildir. El Husi şöyle dedi: “Sonunda onlara da ‘size ne yapabiliriz, siz aptalsınız’ diyecekler. Tarihte daha önce bazıları sözlerinize neden bağlı kalmıyorsunuz diye sorduğunda onlara ‘bunlar aldatıcı vaatlerdi’ demişlerdi. Aynı şeyi yeniden söyleyecekler.”

Yüce Allah’ın şu sözü hakkında: “Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi ve dedi ki: Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında konuşuyorlar. Hemen çık git; doğrusu ben sana öğüt verenlerdenim.”

El Husi şöyle söyledi: Allah’ın peygamberi Musa’nın kıssasında geçen önceki olayın haberinin yayılmasının ardından ve Firavun’un adamlarının meseleyi öğrenmesiyle birlikte büyük bir rahatsızlık yaşadılar ve daha üst düzeyde bir toplantı yaptılar. Bu durum, Yüce Allah’ın “İleri gelenler senin hakkında aralarında konuşuyorlar” ifadesinde açıkça görülmektedir.

El Husi, onların bu toplantıdan Musa’yı öldürme kararıyla çıktıklarına işaret etti. Bu toplantı ileri gelen liderlerin toplantısıydı ve bu kararı nasıl uygulayacaklarını, öldürme işleminin nasıl gerçekleştirileceğini, hangi adımların atılacağını tartışıyorlardı.

Bu olay karşısında seferber olmalarını ve Musa’nın hareketini tamamen sona erdirmeyi, mazlumların umutlarını kesmeyi ve teslimiyet durumunu pekiştirmeyi amaçlayan kesin bir adım atmaya yöneldiklerini ifade etti.

El Husi şöyle devam etti: Ancak burada Kur’an ayetlerinde zikredilen özel bir rol görüyoruz. Yüce Allah’ın şu sözünde olduğu gibi: “Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi.” Bu adam o toplantıda olup bitenlerden ve alınan karardan haberdardı. Kararın nasıl uygulanacağını tartıştıklarını biliyordu. Hemen harekete geçerek Musa’ya haberi ulaştırmak ve ona şehirden çıkmasını öğütlemek için koştu. Firavun’un adamları ona ulaşmadan önce davranmaya çalıştı.

Bazı müfessirlerin bu kişinin daha sonra Musa peygamberin risaletle gönderilmesinden sonra “Firavun ailesinden iman eden kişi” olduğunu söylediklerini belirtti. Bunun muhtemel olduğunu ifade ederek, bu kişinin kelimenin gerçek anlamıyla bir adam olduğunu; mertlik, yiğitlik ve vefa değerlerine sahip bulunduğunu; Firavun’un zulmünden rahatsız olduğunu; mazlumlara sempati duyduğunu; umutlarını Musa’ya bağladığını ve onunla iş birliği yaptığını dile getirdi.

Güvenlik Uyarıları Çok Önemlidir 

El Husi, bu kişinin büyük ilgisinin ve suçluların Musa’yı öldürme hedeflerine ulaşmalarından önce davranma girişiminin açık olduğunu söyledi. Bu nedenle şehrin en uzak yerinden, Musa’nın bulunduğu yere göre şehrin en son noktasından gelmişti. Musa’nın risaletle görevlendirilmesinden önce onu tanıyordu. Ayrıca Musa’yı o şartlar için en uygun seçeneğe, yani güvenliği için şehirden çıkmaya teşvik ettiğini belirtti. Çünkü o durumda bireysel olarak tek başına atacağı herhangi bir adımın davaya hizmet açısından bir değeri olmayacaktı.

El Husi, bu adamın üstlendiği rolün önemine dikkat çekerek, verdiği bu haberin Musa’nın davasına hizmet eden önemli bir katkı ve faydalı bir rol olduğunu ifade etti. Bu bağlamda Ensarullah lideri, güvenlik uyarılarının önemini bu kıssadan alınacak derslerden biri olarak anlamamız gerektiğini vurguladı; tehlikeyi haber vermenin, nasihat etmenin ve toplumda güvenlik bilincinin önemine dikkat çekti.

El Husi şöyle dedi: Bu adamın yaptığı gibi. O isterse meseleyi görmezden gelebilir ve kendisini ilgilendirmediğini söyleyebilirdi. Ancak susmuş olsaydı bunun olumsuz sonuçları olabilirdi. İlahi takdir çerçevesinde işler insanlar eliyle gerçekleşir ve bazı insanlar kendilerini faydalı bir rol üstlenmeye hazır hâle getirirler. Böylece Allah onların eliyle önemli işler gerçekleştirir. Zalimlerin planladığı tehlikelere karşı güvenlik uyarısı yapmak çok önemlidir. Bu durum bilinç hâline, sorumluluk duygusuna, insani değerlere ve önemli davalara duyulan ilgiye işaret eder. Bu nedenle bu uyarının büyük bir önemi vardır.

El Husi, ayrıca güvenlik ihbarlarının insanların hayatını korumada büyük bir öneme sahip olduğunu söyledi. Bazen bir güvenlik uyarısı bir toplumu felaketten koruyabilir ve insanların hayatını kurtarabilir. Bu durum Yüce Allah’ın şu sözü kapsamına girer: “Kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” Bu tür uyarılar düşmanların mazlumları ve hak sahiplerini hedef alan suç dolu planlarını boşa çıkarır ve zalimlerin hâkimiyet kurma çabalarını engeller.

Musa peygamberin bu haberi ciddiyetle karşıladığını ve verilen nasihati dinledikten sonra şehirden çıkmaya yöneldiğini ifade etti. Bu yaklaşımın onun durumu ve davası açısından en uygun yaklaşım olduğunu belirtti.

El Husi, toplum içinde insani değerlere sahip olan, sorumluluk duyan ve başkaları için iyilik ruhu taşıyan insanlar arasında nasihat görevini güçlendirmenin önemini vurguladı.

Ensarullah lideri yüce Allah’ın “Oradan korku içinde ve etrafı gözetleyerek çıktı” ayeti hakkında da şu açıklamayı yaptı: Bu ifade Musa’nın derhal şehirden çıktığını gösterir. Ancak şehirden çıktıktan sonra da tehlikelerle karşı karşıyaydı. Firavun’un adamlarının birçok yerde bulunması mümkündü. Bu yüzden korku içindeydi ve dikkatle etrafı gözetliyordu. Tehlikeler yol boyunca da devam edebilirdi; peşine düşmeleri ve onu aramaları ihtimali vardı. Onların yöntemlerini bildiği için tedbir almaya çalışıyordu; gözetleme, takip ve kontrol yöntemlerini biliyordu ve buna göre davranıyordu.

Musa a.s Tedbirle Birlikte Allah'a Sığınıyordu

Allah’a yönelmenin ve O’na tevekkül etmenin önemine değinen El Husi, Musa peygamberin “gözetliyordu” ifadesinden çıkarılan dersleri şöyle anlattı: Musa sadece onların ne yapacağını beklemiyordu; onların yöntemlerini biliyor ve buna karşı uygun tedbirler alıyordu. Aynı zamanda Allah’a yönelerek şöyle diyordu: “Rabbim! Beni zalim topluluktan kurtar.” Yani elinden gelen tedbirleri alıyor ve sürekli Allah’a sığınıyordu.

El Husi, Musa’nın her durumda Allah’a yöneldiğini, karşılaştığı tüm tehlikelerde ve farklı şartlarda O’na güçlü bir şekilde sığındığını belirtti. Musa’nın sürekli Allah’a yöneldiğini, O’na dayandığını, O’na güvendiğini ve bunun bütün müminler için önemli bir ders olduğunu vurguladı.

Ayrıca Musa’nın şehirden çıkarken içinde bulunduğu tehlike nedeniyle pişmanlık duymadığını ifade etti. Çünkü o, zalimlere karşı büyük bir duruşun parçası olarak hareket ediyordu. Bazılarının yaptığı gibi çıkar hesapları yapmıyordu ve hayatının tehlikeye girmesini dünyevi kayıplarla ölçmüyordu. Allah katında olanın Firavun’un sahip olduklarından daha hayırlı ve kalıcı olduğunu belirterek, müminin sadece görünüşe, refaha ve dünyevi yaşama bakmaması gerektiğini söyledi. Musa Allah’a güveniyordu; çünkü Allah dostlarını asla zayi etmez.

www.kudusgunu.com



Makaleler

Döviz Kurları

Güncel

Hava Durumu

Link kopyalandı!