SİYONİST İSRAİL GÜNEY LÜBNAN'DA GERİLİMİ NEDEN TIRMANDIRIYOR?

img
SİYONİST İSRAİL GÜNEY LÜBNAN'DA GERİLİMİ NEDEN TIRMANDIRIYOR?

Lübnanlı siyaset yazarı İmad Haşman, 27 Kasım 2024’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana Güney Lübnan’da hız kazanan güvenlik gelişmelerinin, “İsrail” yaklaşımında dikkat çekici bir değişime işaret ettiğini belirtti.

Lübnanlı siyaset yazarı İmad Haşman, 27 Kasım 2024’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana Güney Lübnan’da hız kazanan güvenlik gelişmelerinin, “İsrail” yaklaşımında dikkat çekici bir değişime işaret ettiğini belirterek, yaşananların “geleneksel caydırıcılık” kavramını aştığını ve bölgede güvenlik ile demografik alanın yeniden şekillendirilmesi girişimine dönüştüğünü ifade etti. Haşman, Şehab'a yaptığı açıklamada, Litani Nehri’nin hem kuzeyinde hem de güneyinde hava saldırıları, nokta suikastlar ile 2023’ten bu yana süren yeniden imar çalışmalarına bağlı araç ve ekipmanların hedef alınmasını kapsayan “İsrail” saldırılarında belirgin bir artış yaşandığını söyledi.

Bu tırmanışın “daha geniş bir siyasi ve güvenlik bağlamından bağımsız görünmediğini” kaydeden Haşman, bunun caydırıcılık anlayışını aşarak “güneyde hayati alanın yeniden mühendisliğine ve İsrail’in kuzey sınırına yönelik yaklaşımında farklı bir aşamaya hazırlık” anlamı taşıdığını dile getirdi. Lübnanlı yazara göre, Temmuz 2006 savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen 1701 sayılı kararın ardından oluşturulan güvenlik düzenlemesi, Litani’nin güneyinin direniş silahlarından arındırılması ve Lübnan ordusunun konuşlandırılması esasına dayanırken, buna karşılık “İsrail”in saldırıları durdurma ve Lübnan egemenliğine saygı gösterme taahhüdü bulunuyordu. Ancak son gelişmelerin, işgalin “kuşatma mantığından güvenlik ortamını ya da bölgeyi yeniden şekillendirme mantığına” geçtiğine işaret ettiğini belirten Haşman, Litani’nin kuzeyine yönelik tekrarlanan saldırıların “tehdit bölgesi”nin yaklaşık 10 kilometre ya da daha fazla derinliğe uzanacak şekilde yeniden tanımlanmak istendiğini gösterdiğini söyledi.

Haşman, bu dönüşümün “BM kararının lafzını ve ruhunu aştığını” ve gelecekte herhangi bir direniş yapısını destekleyebilecek askeri ve sivil altyapıdan arındırılmış ya da büyük ölçüde boşaltılmış “yeni bir ön hat” oluşturmayı hedeflediğini savundu. Son suikastların artık yalnızca askeri liderlerle sınırlı kalmadığını, saha unsurlarını, yerel ve idari sorumluları, hatta doğrudan çatışma görevi bulunmayan belediye çalışanlarını da kapsadığını belirten Haşman, bunun “kapasitelerin” hedef alınmasından “destekleyici çevrenin” hedef alınmasına geçiş anlamına geldiğini ifade etti. Bu durumun örgütsel ve toplumsal yapının birlikte çözülmesini amaçladığını kaydeden Haşman, suikastların bu bağlamda kalıcı bir korku iklimi oluşturarak insani ve örgütsel kapasitenin yeniden inşasını engellemeyi hedefleyen psikolojik bir caydırıcılık işlevi gördüğünü ve bunu “sessiz yıpratma” olarak niteledi.

Siyasi yazar, yeniden imar araç ve ekipmanlarının hedef alınmasının da doğrudan askeri boyutu aşan siyasi ve sembolik anlamlar taşıdığını belirterek, imarın fiilen hayatın ve istikrarın geri dönüşü ile nüfus varlığının pekişmesi anlamına geldiğini söyledi. İmar çalışmalarının engellenmesinin yalnızca yıkılmış yapıların yeniden inşasını durdurmaya yönelik bir mesaj olmadığını, aynı zamanda “direnme iradesini kırma ve mekâna duyulan güveni yeniden tesis etmeyi engelleme girişimi” olduğunu ifade eden Haşman, bunun bölgeyi savaş ile barış arasında “varoluşsal bir askıda kalma” durumunda tutmayı amaçladığını dile getirdi.

Demografik gerçekliğe ilişkin kaygı verici işaretlere de değinen Haşman, tekrarlanan saldırıların pratikte Güney Lübnan’da yeni bir demografik tabloya yol açıp açmayacağı sorusunu gündeme getirdi. Bunun ilan edilmiş bir hedef olmasa bile, ön cephedeki köylerin yıkımı ve imarın engellenmesinin halkı uzun süreli göçe zorlayabileceğini söyledi. Bazı “İsrail” çevrelerinde Lübnan sınırına bitişik bölgelerde yerleşim projelerinin dillendirilmesinin tehlikeli siyasi anlamlar taşıdığını kaydeden Haşman, aşırı sağcı “Uri Tsafon” hareketinin Güney Lübnan’daki arazilere ilişkin haritaları satış ve yerleşim çağrıları içeren propaganda materyallerinde yayımlamasına dikkat çekti. Bununla birlikte Haşman, bu tür projelerin Lübnan toprakları içinde hayata geçirilmesinin “halen medya söylemi çerçevesinde” olduğunu, şu ana kadar buna dair resmi bir hükümet belgesi ya da ilan edilmiş bir girişim bulunmadığını vurguladı.

Haşman, Lübnan’ın 1701 sayılı karara bağlı kalma ve kapsamlı bir savaştan kaçınma ile sahada bu kararın kademeli biçimde aşınması arasında hassas bir denkleme sürüklendiğini belirtti. Metin ile uygulama arasındaki farklılığın, ihlallerin boyutuyla orantılı etkili siyasi ve diplomatik tepkilerin yokluğunda Lübnan hükümetini egemenlik açısından bir sınavla karşı karşıya bıraktığını ifade etti.

Güneyde, Litani’nin hem güneyinde hem de kuzeyinde yaşananların “birbirinden kopuk olaylar olarak okunamayacağını” vurgulayan Haşman, bunun Güney Lübnan’da güvenlik ve demografik alanın kademeli biçimde yeniden çizilmesi girişimi olduğunu söyledi. Resmi sessizliğin ya da siyasi tereddüdün yeni fiili durumların yerleşmesine dolaylı biçimde katkı sunabileceği uyarısında bulunan Haşman, güneyi savunmanın “ulusal egemenlik ilkesini ve Güney halkının kendi topraklarında güven içinde yaşama hakkını savunmak” anlamına geldiğini kaydetti.

Bu dönüşümlere karşı gevşek davranılmasının, Lübnan toprakları içinde derinliğe uzanan bir “İsrail” güvenliği karşılığında eksik bir egemenlik denklemini kalıcı hale getirebileceğini belirten Haşman, “coğrafi boşluğun uzun süre boş kalmayacağını”, bunun ya ulusal devlet projesiyle ya da başka güçlerin projeleriyle doldurulacağını sözlerine ekledi.

www.kudusgunu.com 



Makaleler

Döviz Kurları

Güncel

Hava Durumu

Link kopyalandı!